Herkes İbrahim Olmak İster Ama Kimse Ateşe Atılmak İstemez

Herkes İbrahim Olmak İster Ama Kimse Ateşe Atılmak İstemez

Herkes İbrahim Olmak İster Ama Kimse Ateşe Atılmak İstemez
Herkes doğruyu savunmanın onurunu ister, ama bedelini ödemeye gelince ortalarda kimse kalmaz. Cesaret, alkışla değil ateşle ölçülür… Hepimiz doğruyu savunmak isteriz. Haksızlığa karşı dimdik durmak, zulme başkaldırmak, cesurca konuşmak, adaletin yanında yer almak… Ama işte ne zaman ki bunun bir bedeli olur, ne zaman ki ateş harlanmaya başlar, bir sessizlik çöker üzerimize. Bugün toplumda çok duyduğumuz bir söz var: “Herkes Hz. İbrahim olmak ister fakat kimse ateşe atılmak istemez.” Bu cümle aslında insanın en yalın hâlini anlatır: İnsan bedelsiz kahramanlık ister. İtibarı sever, cesaretin övülmesini ister, doğruluğun ışığında görünmeyi ister. Ama ateş yaklaşınca geri çekilir; yalnız kalmaktan, dışlanmaktan, kaybetmekten, acı çekmekten korkar. Oysa hakikat hep bedel ister. Adalet bedel ister. Dürüstlük bedel ister. Ve cesaret… Cesaret, alkışla değil ateşle ölçülür. Bugün dönüp etrafımıza bakıyoruz. Herkes eleştiriyor, herkes konuşuyor, herkes şikâyet ediyor. Ama bir adım atmak gerektiğinde, birinin haksızlığın karşısında durması gerektiğinde, bir kez olsun “Ben buradayım!” demek gerektiğinde ortalık bir anda tenhalaşıyor. Çünkü ateş herkesin sınavıdır. Kimin samimi olduğunu, kimin rol yaptığını, kimin yüreğinin gerçekten neye hizmet ettiğini ateş gösterir. Peki neden bu hâle geldik? Çünkü çoğumuz doğruları söylemenin riskli olduğuna inanıyor. Çünkü çoğumuz hakkı savunmanın bazen işimizden, çevremizden, konforumuzdan edebileceğini biliyor. Çünkü çoğumuz eleştirilmeyi, dışlanmayı, yanlış anlaşılmayı göze alamıyoruz. Ama asıl acı olan şu: Ateşe atılacak bir İbrahim çıkmadığında ateşi söndürecek bir rüzgâr da çıkmaz. Toplumlar cesur insanların omuzlarında yükselir. Haksızlık karşısında susanların değil, “Yanlış bu!” diyebilenlerin çabasıyla dönüşür. Bugün sosyal medya cesareti var; parmakla gösterip uzaktan konuşmak kolay. Ama gerçek cesaret ekranın arkasında değil; hakikatin gerektirdiği yerde dimdik durmayı başarabilmekte. Herkes adalet ister, ama kimse adaleti savunmanın bedelini ödemezse adalet sadece bir temenniden ibaret olur. Aslında mesele çok basit: İbrahim olmak cesaret değil, ateşe rağmen yürümektir. İbrahim olmak doğruyu bilmek değil, doğru bildiğin uğruna yalnız kalmayı göze almaktır. İbrahim olmak ateşe atılmak değil, ateşe rağmen “Ben buradayım!” diyebilmektir. Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni kurallar, yeni sistemler, yeni söylemler değil… Belki de sadece bir kişi gerekir: Cesaretiyle diğerlerini ateşe değil, aydınlığa çekecek bir kişi. Çünkü ateş kimi yakar, kimi yüceltir.

Paylaş:

Bu haberi faydalı buldunuz mu?

İlgili Haberler